Prag 1. Gün

Sabah 7 de uyanıyorum. Bugün hava biraz kapalı, hatta damla damla cama vuran yağmuru duyabiliyorum. Hüzünlü şehir Prag’dan da böyle bir karşılama beklenirdi zaten. Birazdan kahvaltı yapıp şehri turlamaya başlıycam…

Saat 9.30 da hostelden ayrıldık. İlk önce Budapeşte’ye dönüş biletini almak icin terminale gitttik. Fakat her zaman kullandığımız Eurolines’tan pazar günü seferleri olmadığını öğrendik. Eee napcaz şimdi derken ilk önce trenle gitmek geldi aklıma, fakat daha sonra başka firmayla da gidebileceğimizi düşünüp uygun firma olup olmadığına baktım. Orange Ways firmasından pazar sabahı 7.30 arabasına bilet aldım. 6 saat sürecek olan Prag-Budapeşte yolculuğunun maliyeti 20 Euro.

Bileti aldıktan sonra eski şehir kısmına doğru geçiyoruz. Zaten şehirde mekanlar birbirine oldukça yakın. Saat kulesine gidiyoruz. Bu saat kulesi astronomik saat kulesi ve türünün Avrupa’daki tek örneği; 13. yüzyılda yapılmış. Burası Namesti meydanında bulunuyor. Zaten bu meydan turistlerin uğrak noktası çünkü meydan çepeçevre mükemmel binalarla sarılmış. Saat kulesinin oraya gelmemizin asıl sebebi başkaydı. Dün gece tanıştığımız oda arkadaşlarımız olan iki Kosta Rika’lıdan her gün saat 11 ve 14 te saat kulesinin önünden başlayan ücretsiz tur olduğunu, iki saat sürdüğünü öğrenmiştik. Mutlaka gidin demişlerdi ayrıca.

Saat kulesinin önünde, elinde açılmış olarak üzerinde free tour yazan şemsiyesi bulunan adama doğru gidiyoruz. Biraz sonra sayı da artıyor, yaklaşık 30 kişilik bir grup oluyoruz. Tur rehberimizin adı Bryan, kendisi İrlandali fakat Prag’da yaşıyor.

Prag’da görülecek o kadar çok yer var ki… Budapeşte ve Viyana’da neden tek tük turist olduğunu şimdi anlıyorum;herkes Prag’da da ondan 🙂Oldukça hoş sohbet ve esprili biri. Saat kulesinin önündeyken tabi ilk olarak kulenin hikayesini anlatıyor. Daha sonra kısaca Çeklerin tarihinden başlıyoruz konuşmaya. Bir çok kişinin hoşlanmayabileceği (ki ben onlardan değilim) tarih faslı oldukça eğlenceli geçiyor. Bohemya topraklarının hikayesini dinliyoruz. Sırayla geziyoruz eski şehrin önemli yerlerini ve anlatıyor Bryan sürekli.

Eski şehir civarındaki önemli bölgelerden biri de buradaki Yahudi mahallesi yada diğer ismiyle Josefov bölgesi. Yahudilerin en kutsal şehirlerinden biri Prag. Yüzyıllarca buradaki mahallede getto hayatı yaşamaya zorunlu tutulmuşlar, bölge dışına çıkışları bile yasakmış. Burada bir sürü sinagog var, dışardan görüp hikayelerini dinleyip yanlarından geçiyoruz. Bu mahallede çok eski bir Yahudi mezarlığı da var. Yahudilerin bölge dışına çıkmaları yasak olduğundan ve sadece buradaki mezarlığa gömülebildiklerinden dolayı, metrelerce derine inen mezarlar yapılmış burada. Tam sayısını kimse bilmese de bu mezarlıkta 100 bin civarında kişinin olduğu tahmin ediliyor. Josefov’da bir Yahudi olan Kafka’nın da ilginç bir heykeli var

 Prag’da free tur sırasında bir çok güzel şey daha görüyoruz ve eğlenceli geçen turumuz tekrar başladığımız yere yakın bir yerde sonlanıyor. Free tur olayında bahşiş usulü geçerli, fakat hiç bir zorlama, en ufak bir ısrar yok. Sadece hakettiğimi düşünüyorsanız, bahşiş verirseniz sevinirim diyor Bryan. Eğer Prag’a giderseniz, astronomik saat kulesinin altına 11 veya 14 te gidin ve sari şemsiyesini açıp free tur yaptığını cümle aleme gösteren adamın peşine takılın.Sanatsal anlamda da her zaman hareketli bir şehir olmuş Prag. Kıymetinin bilinmediği Viyana’dan çok Prag’ı severmiş örneğin Wolfgang Amadeus. Dolayısıyla burada çok sayıda klasik müzik konseri, opera… fırsatı var. Ayrıca salonlar büyük olduğu için, konserler başlamadan hemen önce boş yer kaldığı takdirde çok ucuz biletler bulabilmeniz de mümkün.

Turla birlikte belli başlı yerleri gördük fakat daha hala bir sürü yer var. Hele ara sokaklar… Prag’da tarihi bölgenin nerdeyse tamamı arnavut kaldırımı taşlarla döşeli. İstanbul’da gördüğümüzde hoşumuza giden binalardan binlercesi de bir arada olunca (ki arada ayrık otu gibi sırıtan niteliksiz yapılar da yoksa- ki yok-) değmeyin keyfime. Fotoğraf çekmek için o kadar güzel kareler var ki. Her bir ara sokağı gezmeye değer buranın. Sokakları, kafeleri…Her şeyiyle büyüleyici bir şehir Prag. Mutlaka gelin buraya, ne demek istediğimi o zaman daha iyi anlayacaksınız.

Öğleden sonra tekrar hostele dönüyoruz. Zaten hostelimiz de eski şehir kısmında olduğu için hostele gelmemiz 10 dk sürüyor. Günlerdir dolaşıyoruz ve yemek faslını farklı şekillerde geçiriyoruz. Bu hostelde gün içinde kullanabileceğimiz güzel bir mutfağımız da var. Malzemeleri Bila’dan aldıktan sonra (Bila bu coğrafyada bir çok ülkede şubesi olan süpermarketler zinciri) hostelde menemen yapıyorum.Yeme de yanında yat cinsinden hani 🙂

Yemek, dinlenme filan derken tekrar hostelden çıkmamız 1 saatten fazla zaman alıyor (fakat bu pit-stoplar geziyi çok daha zevkli hale getiriyor)

Bu arada hava durumundan da bahsedeyim. Sabah hava biraz kapalıydı ve herhalde yağmur yağacak diye tahmin etmiştim. Öğleden sonra 20 dk kadar yağdı ama o bile çok güzeldi gerçekten. Onun dışında günlük güneşlik olmasa da gayet güzeldi hava.

Tekrar hostelden çıktığımızda hedefimiz belliydi. Astronomik saat kulesi. Öncesinde biraz dolandık. Prag’da çok fazla hediyelik eşya dükkanı var. Daha önce gezdiğim hiç bir şehirde görmediğim kadar çok dükkan. O dükkanları, tezgahları gezmek bile çok zevkli gerçekten. Ve saat kulesi. Gün içinde çokca önünden geçtiğimiz, 600 yıllık kule. Bilet alıyoruz, 2 öğrenci 1 yetişkin 10 euro tutuyor. Kulenin tepesine çıkıyoruz. Mükemmel Prag manzarasını izliyoruz büyük keyifle.

Akşam üzeri 5 te yukarıda olduğumuz için bunu bizzat izledim. Yaklaşık 30 sn sürüyor, hani çok da fazla beklentiye girmemek lazım. Fakat insanların coşkusuyla da birleşince unutamadığınız bir ana tanıklık etmiş oluyorsunuz. Akşam 5 in bir başka güzelliği de kuleye çıkarken gündüz olmasına rağmen biz kuledeyken güneşin batması ve aynı zamanda akşam görüntüsünü de görmekti bu güzel şehrin. Yaklaşık 40 dk yukarda kalıp bol bol fotoğraf çekip video kaydı da yaparak manzaranın keyfini çıkardıktan sonra aşağıya iniyorum. Şu anda meydan çok hareketli, oldukça da kalabalık. Müzik söyleyip çalgı çalarak ilerleyen bir grup geçiyor. Onlarla birlikte etraftaki insanların neşesi de artıyor. İnsanı mutlu edecek o kadar çok şey var ki. Tekrar körlemesine sokaklara dalıyorum. Şu anda hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlarla dolu bir sokaktayım. Sağlı sollu, sokak boyunca dükkanlar ve yolun ortasında da tezgahlar var. Birbirinden güzel cicili bicili şeyler satıyorlar.Buraya gelip de bu kuleye çıkmadan sakın ayrılmayın buradan. Ayrıca kuleye çıkarken saat başlarında kulenin tepesinde olmaya gayret ederseniz iyi olur. Çünkü her saat başı, geleneksel hale gelmiş bir aktiviteye tanıklık etme şansınız var. Geleneksel kıyafetlerini giymiş bir borazancının saat başı kulenin 4 bir tarafından da borazan çalmasını ve aşağıda bekleşen neşeli grubun buna coşkuyla karşılık vermesini, arka plandaki eşsiz Prag manzarasına bakarak izleyebilirsiniz.

Tezgahtarlar arasında ara sıra Türkçe bilenler de var; hatta bazıları baya iyi konuşuyor. Muhtemelen Balkan kökenliler diye düşünüyorum. Dolanırken yine yolumuzu kaybediyoruz; fakat sıkıntı yok, amaç ne de olsa gezmek. Charles köprüsüne oldukça yakın olduğumuzu tabelalardan anlıyorum fakat köprüye yarın gideceğiz. Bugün erken paydos edip biraz fazla dinlenicez. Saat 7 ye doğru geliyor. Hostele dönüyoruz. Şöyle sıcak bir duş aldıktan sonra kendime geldiğimi hissediyorum. Hostel oldukça sessiz zaten. Laptop umu alıp yatağımda uzanaraktan internette sörf moduna giriyorum. Ve günü, yaşadıklarımı tekrar yaşıyorum kafamda…

Bohemyadayım ya hani ondan mıdır bilinmez ama acayip bir bohemlik var üzerimde. İyice alıştım sırtta backpack imle ordan oraya gezip benim için bilinmez olan yerleri keşfetmeye. Bilinmeyeni kovalamaya adeta. Herkesin yapısı farklıdır tabi. Kimisi bu tarz maceralı olaylara pek girmek istemez; evinde, alıştığı çevrede mutlu bir şekilde yaşamını sürdürür. Kimisi de tatile çıkarken daha çok tur şirketleri yada planlı organizasyonlara dahil olup rehberler eşliğinde gezerler her tarafı; oysa bu kısım da fazla didaktik gelir bana. Ben ise elimde harita, şehri kendi yön duygumla gezmeyi, sokaklarda kaybolmayı seviyorum. Hostellerde tanımadığım kişilerle aynı odayı paylaşıp, farklı ülkelerden dostlar edinmekten hoşlanıyorum. Bazen güven sorunu yaşayabilirsiniz fakat heyecan olması tatilinizi oldukça eğlenceli bir hale getiriyor. Nerde sabah orda akşam fikri değil bu. Sadece bilinmezliğin gizemini iliklerinize kadar hissetmenin verdiği endişeli bir heyecan hali…Tezgahtarlar arasında ara sıra Türkçe bilenler de var; hatta bazıları baya iyi konuşuyor. Muhtemelen Balkan kökenliler diye düşünüyorum. Dolanırken yine yolumuzu kaybediyoruz; fakat sıkıntı yok, amaç ne de olsa gezmek. Charles köprüsüne oldukça yakın olduğumuzu tabelalardan anlıyorum fakat köprüye yarın gideceğiz. Bugün erken paydos edip biraz fazla dinlenicez. Saat 7 ye doğru geliyor. Hostele dönüyoruz. Şöyle sıcak bir duş aldıktan sonra kendime geldiğimi hissediyorum. Hostel oldukça sessiz zaten. Laptop umu alıp yatağımda uzanaraktan internette sörf moduna giriyorum. Ve günü, yaşadıklarımı tekrar yaşıyorum kafamda..
.

Reklamlar
Bu yazı Geziyorum, Viyana - Prag - Budapeşte içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s